İçeriğe geç

Mülke sahip olan kişiye ne denir ?

Mülke Sahip Olan Kişiye Ne Denir?

Kayseri’nin sokaklarında gezdiğimde, çoğu zaman şehrin eski mahallelerine takılıp kalıyorum. Yıkık dökük binaların arasında, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum. Birbirinden farklı hayatların izleri var burada; kimisi hala eski zamanların hayalini kurarken, kimisi o zamanlarda kaybolmuş. Bazen düşünüyorum, “Mülke sahip olan kişiye ne denir?” Bu soruyu, bir sabah kahvemi içerken, eski mahalleye baktığımda kendime sordum.

Sahip olunan mülkün, gerçekte ne kadar derin anlamlar taşıdığını düşündüm. Çünkü mülk demek, sadece beton duvarlar, taşlar ve topraklar değil; bir hayatın izleri, bir aile geçmişi, anılar demek. Kayseri’nin eski mahallelerinde, her taşın bir hikayesi var. O taşları sırtında taşımış insanlar, onları ölümsüzleştirmiş insanlar… Ama peki, mülke sahip olan kişiye ne denir?

Sahip Olmak mı, Sahip Olunduğunu Hissetmek mi?

Bir sabah, kaybolan zamanlardan birinde, annemle kahvaltı yaparken konu mülke sahip olma meselesine geldi. Annem, “Bütün bu evler, topraklar, binalar birer zamanın yansıması. Senin de zamanın yansıması olacak bir şeyin olacak bir gün,” dedi. O an biraz şaşırdım. Kayseri’de büyüdüm ve pek çok şeyin değerini anlatırken gözlerimden bir yansıma vardı. “Mülke sahip olmak” sadece sahip olmak değilmiş. O an fark ettim: Mülk, sadece fiziksel bir şey değil, bir insanın hayatının izlerini taşıyan bir şey. Kendi küçük hayatımda, bir yerim, bir mülküm olduğunu hissetmek istiyordum. Ama bu sadece mal mülk değil, ait olabileceğim bir şeydi.

O günden sonra, sahip olduğumuz evin duvarlarının arkasında, kaybolmuş anıları düşünmeye başladım. Çünkü bir ev, sadece bir yapının ötesindedir. O evde ne kadar çok zaman geçirmişseniz, o kadar çok anı biriktirirsiniz. Mülke sahip olan kişiye sadece “sahip” demek ne kadar yetersiz bir tanım olabilir ki? Her şey, her taş, her köşe, her oda, o insanın bir parçası olur. O insan, her adımda, her nefeste o mülkü yaşar.

Babamın Evi: Bir Zamanlar

Bir hafta sonu, babamla birlikte eski evimize gittik. Kayseri’deki bu eski ev, babamın gençliğinden kalma bir mülk. O evin içinde geçirdiğimiz yılları hatırlıyorum. Şimdi, içerisi eskisi gibi olmasa da, her odada babamın yıllar önce yaptığı küçük değişiklikler var. “Mülke sahip olan kişiye ne denir?” sorusu, o gün tam olarak anlam kazandı. Babam, o evin her köşesinde bir anı saklamıştı. Duvarlardaki lekeler, eski mobilyaların hatıraları, yerlerindeki her bir çatlak, babamın hayatındaki bir dönüm noktasını gösteriyor gibiydi.

Babam her zaman, “Ev sahibi olmanın sorumluluğu büyüktür,” derdi. Ama o gün, babamın gözlerinde gördüm ki, ev sahibi olmak, sadece sorumluluk değil; aynı zamanda geçmişin, anıların, özlemlerin, kayıpların ve kazanımların birleştirilmesiydi. O evin her köşesinde bir parçaydı. O ev, babamın sahip olduğu bir şey değil, ona ait olduğu, onun yansıması olan bir şeydi.

Mülke Sahip Olmak, Ama Gerçekten Sahip Olmak

Bir gün, eski evin balkonunda otururken, gözlerim Kayseri’nin siluetine kaydı. Düşüncelerim bir anda beni savurdu. “Gerçekten sahip olduğum bir şey var mı?” diye sordum kendime. O an fark ettim, mülk demek sadece taşın toprağın ötesinde bir şeymiş. Sahip olunan şey, aslında zamanla iç içe geçmiş bir kimlikti. Babamın evine bakarken, aslında mülke sahip olmanın, içinde o mülkle birlikte yaşamayı gerektirdiğini anladım. Ev sahibi olmak, sadece dört duvara sahip olmak değildi. O evin her noktasında, her parçasında bir parça benlik vardı. Bu, gerçek sahiplikti.

Mülke sahip olan kişiye, aslında bir “sahip” denemez. O kişi, o mülkün her parçasına ait olmuş, onu sahiplenmiş, içinde kaybolmuş kişidir. Mülk, kişiyi tanımlar, ona şekil verir. Kayseri’nin eski mahallesine her gittiğimde, bu hissi daha da derinden hissediyorum. Evet, sahip olduğum bir evim var ama aynı zamanda o evdeki her iz, her hatıra da bana ait.

O Mülk, Benden Bir Parça

Yıllar geçtikçe, babamın o evde bıraktığı izler, beni de ben yapmaya başladı. Kayseri’de yaşamanın, evin içinde yerleşmiş zamanın, artık benim de bir parçam olduğunu fark ettim. Mülke sahip olmak, zamanla sahip olmakla kalmıyor, o mülkün içinde yaşamak, onun her bir köşesini hissederek orada olmak anlamına geliyor.

Bir zamanlar, babamın gençliğinde yaptığı düzenlemeleri küçük küçük taklit etmeye başladım. Bazen bir oda, bazen bir köşe, bazen de bir kapı üzerinde değişiklikler yapıyorum. Bu değişiklikler, aslında onun bıraktığı izleri hatırlatıyor. Kayseri’nin sokaklarında gezinirken, her taşın, her sokağın, her mahallenin bir anlamı, bir kimliği olduğunu fark ediyorum. O kimlik, yıllar içinde yavaşça değişiyor. Mülke sahip olan kişiye “sahip” demek, aslında o mülkün içinde yaşanan hayatın, o insanın kimliğinin bir ifadesidir.

Sonuç: Sahip Olmak ve Sahip Olunduğunu Hissetmek

Sonuçta, mülke sahip olan kişiye ne denir? Bir zamanlar, “sahip” derdim. Ama şimdi, o kişi, sadece bir “sahip” değil; o mülkün içinde yaşayıp ona kimlik kazandıran kişidir. Mülk, sadece dört duvarın ötesindedir. O mülk, bir hayatın, bir insanın, bir dönemin, bir geçmişin izlerini taşır. Sahip olmak, aslında sahip olduğumuz şeylerin ruhunu hissederek onlarla bir olmak demektir. Babamın evine, Kayseri’nin eski mahallelerine her gittiğimde, mülke sahip olmanın anlamını yeniden keşfediyorum. O mülk, benden bir parça, ben de o mülkten bir parçam.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet yeni giriş adresibetexper.xyz