Türkiye Monist Mi, Dualist Mi?
Türkiye’nin dış politikası, iç hukuk ve uluslararası ilişkilerdeki duruşu hakkında uzun zamandır tartışmalar sürüyor. Belki de en çok merak edilen konulardan biri şu: Türkiye monist mi, yoksa dualist mi? Bu soruya verilecek cevap, aslında hukuk sisteminin nasıl çalıştığına, uluslararası anlaşmaların iç hukuka nasıl yansıdığına dair önemli ipuçları veriyor. Peki, Türkiye bu konuda ne tarafta? Gelin, birlikte bu konuda biraz kafa yoralım.
Monizm ve Dualizm Nedir?
Öncelikle monizm ve dualizm kavramlarını açıklamak gerek. Monizm, uluslararası hukukun doğrudan iç hukuka entegre olduğu bir yaklaşımı ifade eder. Yani, uluslararası anlaşmalar ve sözleşmeler, iç hukukun bir parçası haline gelir ve herhangi bir ek yasal düzenlemeye gerek duyulmaz. Türkiye’nin bu tür bir sisteme geçiş yapıp yapmadığını anlamak için, işin içine biraz tarih de girmeli.
Diğer yandan, dualizm anlayışında ise uluslararası anlaşmalar iç hukuka girmeden önce, iç hukukla uyumlu hale getirilmek zorundadır. Yani, devletin uluslararası anlaşmaları iç hukuka adapte etmesi gerekir. Bu yaklaşımda, uluslararası hukuk ile iç hukuk birbirinden bağımsızdır, ama bir denge içinde işler.
Türkiye’nin Hukuki Durumu: Monist Mi, Dualist Mi?
Peki, Türkiye’nin durumu nedir? Her şey 1982 Anayasası ile şekillendi. Anayasada uluslararası hukuk, genelde “ulusal hukuka uygunluk” şartıyla, devletin iç hukukuna girebilir deniyor. Hangi tarafı seçtiğini ise çoğunlukla pratikte görüyoruz. Yani, uluslararası anlaşmalar bazen doğrudan iç hukuka entegre olabiliyor, bazen de iç hukukla uyumlu hale getirilmek için özel kanunlar gerekiyor.
Bir arkadaşım bir gün bana, “Türkiye monist mi, dualist mi?” diye sormuştu. Gerçekten de bazen ikisi arasında sıkışıp kaldığımızı düşünüyorum. Mesela, AB ile imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması, iç hukukumuzda çok ciddi bir etkisi olan bir anlaşma. Hadi, buna örnek vermek gerekirse, Avrupa ile olan ticari ilişkilerimizin çoğu bu anlaşma ile düzenleniyor ve aslında iç hukukumuzun bir parçası gibi. Ama yine de bazen, bu tür anlaşmaların içeriği bir takım yasa değişikliklerini gerektiriyor, yani işler biraz daha karmaşıklaşıyor.
Geçmişte ve Bugün: Hukukun Evrimi
Aslında, Türkiye’nin bu konuda monist ya da dualist olma durumu, zaman içinde pek çok değişiklik geçirdi. Özellikle 2000’lerden sonra, uluslararası arenada Türkiye’nin daha aktif bir rol oynaması ve AB ile olan müzakerelerin hızlanmasıyla birlikte, dış hukukla olan ilişkiyi yeniden değerlendirmeye başladık. Bu dönemde, birçok yasal düzenleme uluslararası hukukla daha uyumlu hale getirildi.
Bununla birlikte, bazı durumlarda da Türkiye’nin dualist bir yaklaşım sergilediğini görüyoruz. Örneğin, bazı uluslararası anlaşmalar iç hukukun gerekliliklerine göre adapte ediliyor. Bir örnek vermem gerekirse, Türkiye’deki iş gücü yasaları ve çalışan hakları, bazı AB direktiflerine uyum sağlamak amacıyla revize edilmiştir. Ancak, bu tür değişiklikler her zaman sorunsuz olmayabiliyor. Çünkü uluslararası anlaşmalar, yerel yasalarla örtüşmediğinde, iç hukukun yeniden düzenlenmesi gerekebiliyor.
Hukuk Sisteminin Geleceği: Türkiye’nin Durumu Ne Olacak?
Şimdi, bu noktada geleceğe dair birkaç soruya kafa yormak gerekiyor. Türkiye ilerleyen yıllarda monist bir sistem mi benimseyecek, yoksa dualist yaklaşıma devam mı edecek? Her iki yaklaşımın da avantajları ve zorlukları var. Monizm, hukuk sistemini basitleştirebilir ve dış politikada daha hızlı hareket etmeyi sağlayabilir. Ancak, bazı uluslararası anlaşmaların iç hukuka entegre edilmesi, yerel yasaların değiştirilmesini gerektirebilir ve bu da zaman alabilir.
Öte yandan, dualizm biraz daha temkinli bir yaklaşımı benimser ve her şeyin uyum içinde olmasını sağlar. Bu sistemde, uluslararası anlaşmaların iç hukuka dahil edilmesi için yasal düzenlemeler yapılması gerektiği için, daha kontrollü bir geçiş söz konusu olur. Ama tabii, bu da işin bürokratik yönünü artırabilir. Bu konuda Türkiye’nin nasıl bir adım atacağı, aslında genel hukuk reformlarının hızına da bağlı. Yani, hukuk sisteminde yapılacak değişiklikler, Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini nasıl yöneteceğini belirleyecek gibi görünüyor.
Sonuç: Türkiye’nin Hukuk Sistemi Nasıl Evrilecek?
Bunu kesin olarak söylemek zor olsa da, Türkiye’nin hukuk sisteminin geleceği büyük ölçüde uluslararası ilişkilerle paralel gidecek gibi. Monist bir yapıya geçiş, iç hukuk ve dış hukuk arasındaki sınırları biraz daha bulanıklaştırabilir, fakat aynı zamanda devletin daha hızlı ve etkin karar almasını da sağlayabilir. Fakat, dualist yaklaşımın sağladığı denetim ve istikrar da göz ardı edilemez. Kim bilir, belki de Türkiye, her iki sistemi de bir arada kullanarak kendine özgü bir çözüm geliştirebilir.
Sonuç olarak, Türkiye’nin monist mi yoksa dualist mi olduğuna dair net bir cevap yok, çünkü bu ikisi arasındaki sınır her geçen gün biraz daha belirsizleşiyor. Ama tek bir şey kesin: Bu soru, ülkemizin hukuk ve dış politika anlayışının nasıl şekillendiğini anlamamız için önemli bir anahtar. O yüzden, hep birlikte bu konuda daha çok düşünmeli ve ilerleyen yıllarda hangi adımların atılacağına dikkatle bakmalıyız.